Kasko Sigortalarında Sigorta Himayesinin Başlangıcı

 

Kasko Sigortalarında Sigorta Himayesinin Başlangıcı

KASKO SİGORTALARINDA SİGORTA HİMAYESİNİN BAŞLANGICI 

(YARGITAY KARARI DEĞERLENDİRMESİ)

 

T.C. YARGITAY  11. HUKUK DAİRESİ

Esas No          : 2006/14802

Karar No        : 2008/6935

Tarihi              : 27.05.2008


DAVA: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10. Ticaret Mahkemesin’ ce verilen 10.10.2006 tarih ve 2006/97-2006/587 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf verilerli tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 27.05.2008 gününde taraf avukatları tebligata rağmen gelmediğinden tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe ALTUN tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, lahiyalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:


KARAR: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı şirkete kasko poliçesi ile sigortalı olup, 04.12.2005 günü meydana gelen hasar bedelinin davalı tarafından ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 25.800 YTL’nin 07.12.2005 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.


Davalı vekili, dava konusu olay tarihi olan 04.12.2005 tarihi itibariyle ilk primin ödenmemesi nedeniyle TTK’ nun 1295. Maddesi uyarınca, müvekkili şirketin sigorta sözleşmesinden doğan sorumluluğu başlamadığını, ilk primin 07.12.2005 tarihinde ödendiğini buna göre müvekkilinin sorumluluğunun 07.12.2005 tarihinde başladığını, müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini , bu nedenle faiz istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
                                      

  

Mahkeme iddia ve savunma ve dosya kapsamına göre , taraflar arasında hasar miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın hasarın teminat kapsamında olup olmadığı noktasında olduğu , dava konusu poliçenin , yenilenen bir sigorta poliçesi olup , prim ödeme konusunun 8 taksitle olacağı ve davcıya ait kredi kartından ödeneceğinin taraflarca kararlaştırıldığı , poliçeyi davcıya teslim eden , kredi kartı ile ödeneceğini kabul eden gecikmeli de olsa primi ve peşinatı tahsil eden , aracı anlaşmalı servise yönlendirip 7 gün süre ile ayrıca emrine oto kiralayan davalının artık primi geç tahsil ettiğinden bahisle tazminatı ödemeden kaçınmasının M.K. 2. Maddesindeki iyi niyet kurallarına ve TTK.’ nun ilgili hükümlerine mübayenet teşkil edeceği gerekçesi ile 25.800 YTL’nin 20.05.2005 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

 

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

 

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerle, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki (2) numaralı bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

 

Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava kasko poliçesiyle sigortalı araçta meydana gelen hasar bedelinin sigortacıdan tazmini istemine ilişkindir. Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın B.3.1.maddesine göre sigortacı, hasar miktarına ilişkin belgelerin kendisine verilmesinden itibaren en geç 15 gün içinde gerekli incelmeleri tamamlayıp hasar ve tazminat miktarını tespit edip sigortalıya bildirmek zorundadır. Sigortalı araçtaki hasarın belirlenmesi bir incelemeyi gerektirmektedir. Dairemizin emsal kararına göre, ekspertiz tarafından gerçek zararın tespitinden de sonra davalı sigorta şirketinin sigorta teminatı ödeme yükümlüğünün doğduğunun kabulü ile ekspertiz raporunun düzenleme tarihinden itibaren davacı yararına temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Dava konusu riziko 04.12.2005 tarihinde meydana gelmiş olup, MSB Sigorta Ekspertiz Ltd. Şti. tarafından düzenlenen ekspertiz raporunda, “PAPOR/KAYIT TARİHİ” bölümünde “20.01.2006/05.12.2005” tarihleri yazılmış olup, mahkemece bu tarihlerden hangisinin rapor tarihi olduğu tartışmaya yer vermeyecek şekilde tespiti ile belirlenecek bu tarihten itibaren davacı yararına temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, bu konuda bir araştırma yapılmadan rapor tarihi olarak 05.12.2005 tarihinin esas alınması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine , (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya gelmediğinden ücreti vekalet takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine i 27.05.2008 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

 

KARŞI OY: Dava, kasko sigortasından kaynaklanmakta olup, taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere davacı tarafın limitinin yetersiz olması sebebiyle rizikonun gerçekleşmesinden önce prim ilk taksiti tahsil edilememiştir. Dairemizin emsal nitelikteki 16.02.1996 gün, E.1996/622, K.1996/1091 sayılı kararında da belirtildiği üzere(Bkz. Prof. Dr. E. MOROĞLU Türk Ticaret Kanunu ve ilgili mevzuatı, 7. Baskı, Sayfa 901) emredici nitelikte bulunan TTK.’nun  1295. Maddesinin yeni metninde önceki metninin aksine ‘Aksine Mukavele bulunması hali’ ibareleri yer almamıştır. Bu itibarla sigortacının sorumluluğu primin tamamının yada taksitle ödenmeye kararlaştırılmış ise ilk taksitin  ödenmesi ile başlayacak olup, hükmün emredici mahiyette bulunması sebebiylede bu hususun aksine mukavele yapılamaz. Bu itibarla rizikonun prim ilk taksitinin ödenmesinden önce gerçekleşmesi sebebiyle sigortacının sorumluluğu başlamadığı gibi kısmi hasar halinde aksine mukavele bulunmadığı takdirde sigorta akdinin sona ermesi söz konusu olmayıp kalan menfaat için akit devam ettiğinden  rizikodan sonra  prim tahsil edilmiş olması da Medeni kanunun 2. Maddesine aykırı bir davranış olarak yorumlanamaz. Açıklanan tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğundan sayın çoğunluk kararına karşıyım. 27.05.2008

 

DEĞERLENDİRME
 

I Davacı ile davalı arasında 04.12.2005 tarihli kasko poliçesi ile 1 yıl müddetle geçerli olmak üzere; kasko, ihtiyari mali mesuliyet, ferdi kaza sigorta branşlarına dahil rizikoları kapsayan oto paket sigorta sözleşmesi akdedilmiştir.

 

Davacı vekili, müvekkiline  ait aracı davalı şirketine sigorta poliçesine sigorta ettirdiğini ,  04.12.2005 günü meydana gelen hasar bedelinin davalı tarafından ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 25.800 YTL inin 07.12.2005 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

 

Davalın, davanın  esasına ilişkin esasına savunmasını ise şu şekilde özetlemek mümkündür. Davalı vekili dava konusu olay tarihi olan 04.12.2005 tarihi itibariyle ilk primin ödenmediğini , TTK ‘nun 1295. Maddesi uyarınca müvekkili şirketin sigorta sözleşmesinden doğan sorumluluğunun başlanmadığını,  ilk primin 07.12.2005 tarihinde ödendiğini buna göre müvekkilin sorumluluğunu 07.12.2005 tarihinde başladığını , hasarın sigorta başlangıcından önce meydana geldiğini , sigorta ettirenin müvekkili bulunduğu şirketi temerrüde düşürmediğini bu nedenle faiz istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

 

İlk derece mahkemesi, yaptığı inceleme ve yargılama neticesinde , savunma ve dosya kapsamına göre taraflar arasında hasar miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, davalının içinde bulunduğu durumun iyi niyet kurallarına uygun düşmediği gerekçesi ile davayı kabul etmiştir. Mahkeme  kararını şu gerekçelere dayandırmıştır. Uyuşmazlığın hasarın teminat kapsamında olup olmadığı noktasında olduğu , dava konusu poliçenin ise yenilenen bir sigorta poliçesi olduğu , primin sekiz taksitte ve kredi kartıyla ödeneceğinin kararlaştırıldığı,  poliçenin davacıya teslim edildiği , sigorta ettirenin primin ödenmesini kredi kartı ile ödemeyi teklif ettiği ve bu hususunda davalı tarafından kabul edildiği, gecikmeli de olsa prim ve peşinatının tahsil edildiği, sigortalıya ait aracın anlaşmalı servise yönlendirilerek yedi gün süreyle davacıya oto kiralandığı, davalının artık primi geç tahsil ettiği ve tazminatın ödenmesini MK ‘nın 2.maddesinde iyi niyet kurallarını ve TTK’ nın ilgili hükümlerinin aykırılık teşkil etmesidir.

 

II. Yargıtay kararının incelenmesinde sadece maddi hukuka ilişkin hususlar değerlendirilecektir.Gerekli görünen yerlerde ilk derece mahkemesinin kararına  da değinilecektir.

 

İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay - karşı oy hariç - ilk primin geç ödenmesine ve rizikonun gerçekleşmiş olmasına rağmen, TTK 1295. Maddesindeki emredici düzenlemeye rağmen, Medeni Kanun 2. Maddesindeki iyi niyet kurallarına uyulmamasının, sigorta himaye borcunun doğumuna sebebiyet vereceği yönünde karar oluşturmuştur.

 

İlk derece mahkemesinin taraflar arasındaki yargılamada vermiş olduğu kararında ; “Taraflar arasındaki sigorta poliçesine konu primin taksitle ödeneceğinin taraflarca kararlaştırılmış olduğu, prim ödemesinin kredi kartıyla yapılacağı  hususunda taraflar arasında anlaşma yapıldığı , davacının kredi kartındaki bakiyesinin yetersiz olması sebebiyle ilk prim rizikonun gerçekleşmiş olduğu 04.12.2005 tarihinden sonraki tarih 07.12.2005 tarihinde ödendiği , davalı tarafın ileri sürmüş olduğu sigorta himayesinin başlamadığı savunmasının ise primin peşinatlı ve geç olsa da tahsil edilmesinin, aracın anlaşmalı servise yönlendirilmesinin, davacıya 7 gün süreyle oto kiralanmasının iyi niyet kurallarına aykırı olacağı” gerekçelerine dayanmıştır. Söz konusu gerekçeler ve Medeni Kanunun 2. Maddesinin,  TTK. ’nun  1295. Maddesindeki emredici düzenlemeyi ortadan kaldırması mümkün değildir. Şöyle ki;

 

Somut  olayda,  sigorta  sözleşmesinin  oluşumu,  ispat  sorunları,  bir  sigorta  sözleşmesinin ilk priminin ödenmemesi ve gerçekleşen rizikodan sonra primlerin tahsil edilmesinin ve sigortacının bazı fiil ve eylemelerinin ilk  sigortanın  devamı,  diğer  bir  ifade  ile  tecdidi mahiyetinde mi olduğu, yoksa bunun rizikodan sonra kalan menfaat için yeni bir poliçe (Sigorta Sözleşmesi) olarak mı görmek gerektiği noktasındadır.

 

İlk derece mahkemesinin kararının ve bu kararı onayan Yargıtay’ın onama kararının yasaya uygunluğunu tespit edebilmek için sigorta priminin ne zaman ödenmesi gerektiği, sigortacının himaye borcunun hangi anda başladığı ve ilk primin ödenmemesinin hüküm ve sonuçlarının ortaya konması gerekecektir.

 

Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre sigorta bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatine zarar veren bir rizikonun meydana gelmesi halinde, sigortacının bir tazminat vermesi veya muayyen bir meblağı üzerine almasıdır

 

Sigorta ettirenin sigorta himayesine hak kazanabilmesi için yerine getirmekle yükümlü olduğu bazı mükellefiyetleri bulunmaktadır. Sigorta ettirenin birinci nevi yükümlülüğü tamamen bir borç mahiyetindedir. Bu borcu yerine getirmediği takdirde sigortacı ifasını dava ve talep edebilir.  Bu sigorta ettirenin prim ödeme borcudur[1].

 

Prim bilindiği üzere sigortacının riziko taşıma eylemine karşılığıdır. Prim; sigorta edilen rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortacının ödeyeceği tazminat veya bedelin esasını teşkil eden ve sigorta tekniği prensiplerine göre sigorta ettiren tarafından sigortacıya bir defada veya  taksitle ödenen bir paradır[2]

 

TKK.’nun 1295. Maddesinde “Sigorta priminin tamamının taksitle tediyesi kararlaştırılmışsa ilk taksitin aksine sözleşme olmadığı takdirde akit yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Sigorta ettiren ancak poliçenin kendisine teslimi karşılığında primi sigortacıya ödemekle mükelleftir.”  Bunun anlamı şudur: Poliçe kendisine teslim edilmedikçe prim ödeme borcu muaccel olmaz. Yukarıda söylenenler hep ilk prim için geçerlidir. Prim taksitlere bağlanmışsa sonraki primleri ne zaman ödeyeceğine dair bir hüküm kanunda bulunmamaktadır. Bu hususta taraflar arasında bir anlaşma yoksa er bir taksitin ait olduğu sigorta devresinin ilk gün ödenmesi gerekir[3]

 

İlk prim ödenmemesinin hukuki sonuçları sigorta himayesi ve temerrüt bakımından incelenebilir. Sigortaya dair kanun hükümlerine göre sigortacının mesuliyeti, yani tehlike taşıma mükellefiyeti prensip olarak primin veya ilk taksitin ödenmesiyle başlar[4] Şu halde ilk prim ödeninceye kadar sigorta himayesi başlamayacaktır. Sigortacının mesuliyeti bakımından ilk primin ödenmiş olması şartının dayandığı mülaza şudur: Sigortacının tehlike taşımasının kaideten, hiç olmazsa ilk primin ödenmesinden yani karşı edimin de kısmen olsun ifasından sonra başlamasıdır. Sigorta himayesi devam ederken ise, sigorta ettirenin mevsuf bir ihtarla hakkının kaybolacağı tehlikesine dikkat çekilmeden mütemerrit olmasına rağmen bu himayeden mahrum edilmesi doğru olmaz[5]

 

Sigorta himayesinin başlaması için ilk primin ödenmesine ilişkin düzenleme emredici nitelikte olup , aksinin kararlaştırılması geçerli değildir. Böyle bir hüküm geçersiz olacaktır. Sigorta ettirenin sigorta himayesinden yararlanabilmesi için ilk sigorta primini ödemesi gerekmektedir.[6] Diğer bir ifade ile Sigortada, sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için, primin veya taksitle ödeme kararlaştırılmışsa ilk taksitin ödenmiş olması lazımdır. Sigorta priminin tamamının taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa, ilk taksitin sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir.

 

III inceleme konumuz olan kararda , Yargıtay’ın onama gerekçesi esas yönünden olup , onama gerekçesini şu şekilde açıklamıştır. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerle , mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp , değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamıştır. İlk prim rizikodan sonra ödenmiş olsa dahi , sigorta ettirenin yapmış olduğu bazı fiil ve işlemlerin  MK.’nun 2. Maddesine aykırı olacağına ve sigorta himayesinin başlamış olacağına hükmetmiştir. Diğer bir ifade ile Medeni Kanunun 2. Maddesinde yer alan iyi niyet kurallarına aykırı davranışların Türk Ticaret Kanunun 1295. Maddesindeki emredici düzenlemesinin ortadan kaldırılabileceği tespit edilmiştir.

 

Kanaatimizce Yargıtay tarafından tespit edilen hukuki mesele ve buradan hareketle ulaştığı sonuç, karşı oy yazısı hariç  isabetli değildir.
 

Sigorta  Sözleşmesi  şekle  bağlı  bir  sözleşme  türü  olmayıp,  tarafların  birbirine  uygun  iradelerinin birleşmesi sonucunda vücut bulur. Sigorta Poliçesi ise iki tarafın hak ve borçlarını gösteren bir belgeden  ibarettir[7].

 

TTK’nun  1265. maddesi  gerekçesinde sigorta  poliçesinin, sigorta sözleşmesi için bir muteberlik  şartı  olmadığı  açıklanmış ve poliçenin ancak bir  ispat  vesikası olduğu belirtilmiştir.

 

Sigorta  sözleşmesi  oluştuktan  sonra, TTK’nun 1263/1 ve 1294 ile 1299. maddeleri hükümlerine göre sigorta ettirenin  borcu, sigorta primini  ödemek, sigortacının borcu da tehlikenin (rizikonun) gerçekleşmesi halinde tazminat ödemektir. Sigorta sözleşmesi iki yana hak ve borçlar yükleyen bir sözleşme türüdür.

 

İlke olarak TTK  1267  ve  1295.  maddelerine göre, önce taraflar arasında sigorta sözleşmesinin  oluştuğunun kanıtlanması, daha sonra TTK 1294. maddesi uyarınca primlerin ödenmesi gerekir. Poliçenin düzenlenmesi, sigorta sözleşmesinin  bağıtlandığını kanıtlayan belgelerden değildir[8].

 

Sigorta  sözleşmeleri, gerek kuruluşunda gerek devamında, gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasında ve ihbar yükümlülüğü  bakımından  iyi  niyete  dayalı  sözleşme  türlerindendir.

 

Sigorta  ettirenin  sigorta  tazminatını talep edebilmesi için, rizikonun sigorta  teminatının başlamasından sonra gerçekleştiğini ve  rizikonun gerçekleştiği anda dahi  sigorta  teminatının devam ettiğini  ispat zorundadır[9]. Nitekim poliçenin  eki  kabul  edilen  “Kara  Taşıtları  Kasko Sigortası  Genel  Şartlarının”  C-Çeşitli  Hükümler  başlıklı  bölümünün  C.1.Sigorta  Priminin Ödenmesi ve Sigortacının Sorumluluğunun Başlaması bölümünde aynı ilke yer almıştır.

 

Tamamı veya peşinatı  rizikodan  sonra yatırılan primin,  sigortacı  tarafından alınması halinde dahi sigortacı, TTK 1295 maddesi (Sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksitin ödendiği tarihten  başlar)  hükmü,  taraflar  arasında  meri  sigorta  poliçesi  ve  Kara  Taşıtları  Kasko Sigortası Genel Şartlarının C-Çeşitli Hükümler C.1 hükmü gereğince primin yatırılmasından önceki tarihlerde meydana gelen rizikolardan sorumlu olmaz[10]

 

Yargıtayın inceleme konumuz olan olaydaki ilk derece mahkemesinin  , hukuki mesele hakkında yaptığı tespitin dolayısı ile vermiş olduğu onama kararının isabetsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Riziko tarihinden sonra ödenen primin sigorta himayesine ve tazminata sebebiyet vermeyeceği , rizikodan sonra yapılan prim ödemesinin , hasardan sonra kalan menfaatin korunmasını amaçlayan yeni bir sigorta poliçesinin olabileceği, sigortacı tarafından yapılan bazı eylem fiillerin MK.’nun 2. Maddesi kapsamında değerlendirilerek TTK’nun 1295. Maddesindeki emredici düzenlenmeyi ortadan kaldıramayacağı yönünde karar verilmesi gerekmektedir.

 

[1]Rayegan KENDER , Türkiye’de Hususi Sigorta Hukuku , İstanbul , 2008 , s. 189. 
 

[2]Bakınız, KENDER,s.190.
 

[3]Bakınız, KENDER,s.194.
 

[4]Bakınız, KENDER,s.197-198.
 

[5]Bakınız, KENDER,s.198
 

[6]Yargıtay 11.Hukuk     Dairesi 3.3.2006 tarihli, 2005-2589 esası, 2006-2195 sayılı kararı;“Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortası ile sigortalı bulunan müvekkili şirkete ait aracın karıştığı trafik kazası sonucu hasarlandığını, davalının prim taksitinin ödenmediğinden bahisle hasar bedelinin ödemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hak saklı kalmak kaydıyla (820.000.000.-)TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren %70 ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, kazanın ihbarından sonra eksper incelemesi yaptırıldığını, ancak, daha sonra ilk primin kaza tarihinden sonra ödendiğinin anlaşılması üzerine TTK’nun 1295/2. maddesi uyarınca ödeme yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, TTK’nun 1295/3. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisi kurulsa bile sigortacının sorumluluğunun prim veya ilk taksitin ödenmesiyle başlayacağı, dava konusu olayda primin rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödendiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

 

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”

  

[7] Ali, BOZER, Sigorta Hukuku-1965, Sh.133-134
 

[8]Y.11.HD nin 24/01/1978 gün 1978/65 K:1978/79.
 

[9]Y.HGK‟nun 21/10/1998 gün E:1998/11 K:726.

 

[10]Yargıtay 11 Hukuku Dairesi emsal bir olayda aynı ilkeleri benimsemiştir:“Taraflar arasındaki uyuşmazlık,  davacıya  ait  aracın  kasko  sigortasının  yenilenmesinin  oluşup  oluşmadığına ilişkindir. Davacıya ait araç 07/08/1997 - 07/08/1998 dönemi için bir yıllığına sigorta edilmiş ve  bu  sigorta  süresi  sona  ermiştir.  Davalı  sigorta  şirketi  ikinci  yıl  için  07/08/1998  - 07/08/1999 dönemine ilişkin olarak 07/08/1998 tarihinde yeni bir sigorta poliçesi düzenlemiş ise  de,  ikinci  poliçenin  ilk  sigorta  primi,  hasar  tarihinden  sonra  ödenmiştir.  İkinci  poliçede “Yenileme”  sözcüğü  kullanılması,  sözleşme  hukuku  anlamında  bir  yenileme  değildir.  İlk sigortaya  göre,  hasarsızlık  nedeniyle  davacı  yararına  daha  az  prim  istemeyi  öngören  bir ibaredir.  Dosyada  mevcut  poliçe  örneğinde  ilk  primin  ödenmeden  sorumluluğun başlamayacağı  açıkça  öngörülmüş  bulunmaktadır. Davacının  bizzat  sigorta  işlemlerini  takip edip,  ikinci yıl  için sigortasını yaptırması ve sigorta primini zamanında ödemesi zorunludur.Somut olayda, davacının yeni poliçenin sigorta primini hasardan önce ödemediği ve davalının sorumluluğunun başlamadığının kabulüyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde  davanın  kabulü  doğru  bulunmadığından  kararın  Bozulmasına”  (Y.11.HD‟nin 22/02/2001  gün  E:2000/10557  K:2001/1501  Özel  Kartondan,  Yayınlanmamıştır)  yönünde karar verilmiştir. 


Av. Çağlar YILDIZ 


İletişim Bilgileri

Alo Kaza Hasar Değerlendirme Çözüm Ortaklığı & Danışmanlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.
Yeşilbağlar Mh. Kaptan Sk.
Metro Ofis No:19 K:3 D:311 Pendik, İstanbul
T: 0216 232 2240 | T: 0216 232 2248

E-Bülten Listemize Kaydolun